TRENLİ KÖYÜN İNSANLARI28/07/2010Sevgili Yarenler
Bu yazımda yine Ildızım üzerine Değerli Arkadaşım Sayın Eyüp Tandoğan'ın yazdığı bir şiiri Ildızım Köyü sitesinden bu sayfaya aktarıyorum.
Ben de şiirler yazıyorum ama, daha iyisini yazacağımı ümit ederek yazdığım şiirleri yırtıyorum. Benim beğenmediğim şiiri kim beğenir diye.
İşte benim çok beğendiğim ve sizin de beğeneceğinizi ümit ettiğim ILDIZIM şiiri. Eyüp Bey'in kulağını da çınlatıyor, cansaati sitesine sihirli yazılarını bekliyoruz.
Recep Cırık
Bu vesile ile Eyüp-1950’li, 60’lı yıllarda Buğay’lı bir çocuğun izlenimlerini anlatan bu
destan, şu dünyaya gelmiş ve gitmiş, gelmiş ve henüz ömür süren,
ve gelecek olan bütün Ildızım’lı dost ve kardeşlere yadigar olsun.
(Kırkbeş-elli yıl önceydi,
ben henüz çocuktum;
elektriğin, otomobilin, televizyonun girmediği bir köyde,
-yazları öylesine sıcak
kışları yoğun karlı ve uzun…)
Çocukca bir merakla bakardım dünyaya,
insanlar gelip geçerdi evimizin önünden,
kadınlar, çocuklar geçerlerdi katırların üzerinde…
Yüksek sesle konuşur,gürültülü gülerler,
Tanıdık tanımadık,
herkese, selam verirlerdi…
Dört-beş yaşındaydım,
bilmezdim yerlerini yurtlarını.
Onlara,
Ildızım’lı derlerdi…
Sanki, Karakurum çöllerinden
Tanrı Dağlarından beri
katıra binerlerdi!
Sonu hiç bitmeyecek bir seyahate çıkmış,
dünyanın bütün yollarına acıkmış gibi
gelip-geçerlerdi…
Bazan da terli, yorgun,yaya giderlerdi;
sanırsın Korgun’a değil, aya giderlerdi
Kaşaneleri de, harabeleri de içlerindeydi.
Sorardım anama:”Kim bunlar?”
-Bunlar trenli köyden, Ildızım’lı derdi…
Süt, yumurta, peynir, ahlattı kahvaltıları,
onlardı devşiren dağlardan en leziz mantarları…
Onlar, çobandılar, umutlarını otlatırlardı;
hayalleri vardı, ki yalnız,ömür bakraçlarına, onu sağarlardı…
Hepsi kendisinin işçisiydi, hepsi kendisinin patronu,
kimseden emir almadan çalışırlardı!
El değirmeni, ölü beşiği yaparlardı taştan;
taşı yumuşak bir ağaç gibi yontar,
“Huve’l baki, ……….nın ruhuna Fatiha” yazarlardı.
Dibek oyarlardı zamanı oyar gibi…
Çiftçilik yaparlardı.
Buğday eker, arpa eker, türkü,ninni,ağıt ekerler;
insan biçerlerdi, ağlayan-gülen, yalvaran-söven…
Kuru ekmek doğranmış ayran yerlerdi.
Acaip “samut” oynarlardı…
Bir kuşun suya daldığı gibi işe girerlerdi,
önce Besmele çeker, sonra ellerine tükürürlerdi!..
Ve ben henüz çocuktum,
Ildızım, tepenin ardındaki köyümdü, henüz hiç gitmediğim;
Bütün trenlerin ilk çıktığı ve son vardığı,
ve bütün trenlerin sahibi sandığım…
Fazlı Dayı gelirdi, rahvan atlar gibi,
babamla “halden ahvalden” konuşur,
geçer giderdi bir yerlere doğru…
Amele Çavuşu Kansuz Dayı gelirdi,
aheste ve hesaplı;
bir rüzgar eserdi Hodultepe’den
bütün çiğdemler ırgalanırdı…
Bu meçhul köyün, yitik insanlarının yoksulluğu,
hepsine türküler söyletirdi;
ve meçhul sanatçılar yaşardı Ildızım’da,
“anonim” derlerdi hepsinin adına…
Ne Nedim yazabildi onların türkülerini,
ne Baki, ne Fuzuli, ne Dante, ne Boudlair!
Onların ezgileriyle büyürdü otlar, çiçekler
onların sevgisiyle uçardı böcekler!...
Karacoğlan’dılar,Kerem’diler,Aslıy’dılar, Şirin’diler
Yunus gibi kendilerini Hakk’a yakın ve Hakk’tan bildiler…
Duru pınarlar gibi tertemiz ağlarlardı,
gülünce, gözlerinde kır çiçekleri açardı.
Umut kadar güzel düğünler yaparlardı!
Tahta kaşıklarla içerlerdi tarhana çorbasını,
ve tahta kaşıklarla çiftetelli oynarlardı…
Konuşurlardı aynen birbiriyle konuşur gibi,
atlarıyla, katırlarıyla, inekleriyle ve kuzularla.
Toprak kadar sessiz, ufuklar kadar geniş,
dumanlıydılar dağlarca!...
Çoğu gitmiş, bırakıp sesini, Ildızım rüzgarlarına;
Onlardan hatıradır, açar çiçek çiçek,
-ki görürsün baksan-
köyün bayırlarına…
Eyüp TANDOĞAN
Eğitimci
İzmir, 23.11 .2002